Silsile-yi Şerife


 

1- Hz. Ebu Bekir (R.A)

2- Selman-ı Farisi (R.A)

3- Kasım bin Muhammed  (Rh. A)

4- Cafer-i Sadık (Rh. A)

5- Beyazıt-ı Bestami (K.S.)

6- Ebu Hasan Harkani (K.S.)

7- Ebu Ali Farmedi (K.S.)

8- Yusuf Hemedani (K.S.)

9- Abdülhalık el Gucdüvani (K.S.)

10- Arif er Revegari (K.S.)

11- Mahmud İnciri Fağnevi (K.S.)

12- Ali Rametani (K.S.)

13- Muhammed  Baba Semmasi (K.S.)

14- Seyyid Emir Külal (K.S.)

15- Şah-ı Nakşibend Muhammed  Bahaeddin (K.S.)

16- Alaaddin Attar (K.S.)

17- Yakup Çerhi (K.S.)

18- Ubeydullah Ahrar (K.S.)

19- Muhammed  Zahid Bedahşi (K.S.)

20- Derviş Muhammed  (K.S.)

21- Hacegi Emkeneki (K.S.)

22- Hace Muhammed  Bakebillah (K.S.)

23- İmam-ı Rabbani el Müceddidi Elfisani Şeyh Ahmedi Faruki Serhendi (K.S.)

24- Muhammed  Masum bin Ahmed Faruk (K.S.)

25- Şeyh Seyfüddin bin Muhammed  Masum (K.S.)

26- Şeyh Seyyid Nur Muhammed  Bedvani (K.S.)

27- Şeyh Şemsuddin Habibullah Mırza Canan el Mazhar (K.S.)

28- Şeyh Abdullah Behlevi (K.S.)

29- Mevlana Halid Bağdadi (K.S.)

30- Şeyh Seyyid el Nehri-i Hakkâri (K.S.)

31- Şeyh Seyyid Taha el Nehr-i Hakkâri (K.S.)

32- Seyyid Sıbgatullahi Arvasi (Gavsı Hizani) (K.S.)

33- Hz.Şeyh Abdurrahman-ı Taği (K.S.)

34- Şeyh Fethullah (K.S.)

35- Şeyh Muhammed  Ziyaeddin (K.S.)

36- Şeyh Ahmed'ül Haznevi (K.S.)

37- Şeyh Seyyid Abdülhakim el Hüseyni (Gavsi Bilvanisi (K.S.)

38- Şeyh Seyyid Muhammed  Raşit (K.S. Sultan-ül Buhari)

39- Şeyh Seyyid Abdulbaki (K.S.)






Bu yolun esaslarını Peygamber (S.A.V.) Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'a devreder. Bu tarikat-ı aliyenin ilk esasları mağaradayken verilmeye başlandı. Malum olduğu üzere, mağaradayken Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'ın ayağını yılan soktuğu zaman çok canı yandı, öyle ki; gözyaşları Resulullah (S.A.V.)'ın üzerine damlayınca,

Allah(cc) Resulu:

"-Ya Ebubekir niye böyle oluyor?" buyurunca,

Hz.Ebubekir Sıddık (R.anh.):

"-Ya Resulullah size malumdur, yılan bana: "Çek ayağını ordan" dedi ve sen niye benim deliğimin önünü kapatırsın, ben senelerdir bu anı bekliyordum." buyurunca,

Resulullah (S.A.V.), Ebubekir Sıddık (R.anh.)'ın canının yandığını bildiği için şöyle der:

"-Ya Ebubekir, gönlünü benim gönlüme bağla ve rahat ol." İşte bu söz, Rabıtanın esasıdır ve bu tarikatın da esası "RABITA" dır zaten. Yunus Emre de bu anlamda: "Bu Yol bir gönlün içine girmektir." diye tarif etmiştir. Yılan, bile Peygamber (S.A.V.)'i görmek için, senelerce beklemiş tahammül edemeyerek adeta dile gelerek, Sıddık-ı Ekber'i uyarmış.

Seyda (K.S.)'nın dediği gibi bu Tarikat-ı Nakşibendiyenin zikir ve amelleri nefsin üzerine basmak içindir. Amelleri ve ibadetleri yapan insan, bu tarikatta ne kazandığını bilmez. İnsanın kendisinden bile insanın kazandığı gizlidir. Bir evliyaullaha bir insan sorsa ki, "Allah(cc)'a ulaşan yol nasıl şeydir" O evliyaullahın vereceği cevap şu olur: "Allah(cc)'a ulaşan yol iki adımdan ibarettir. Birinci adım nefsin tepesine basmak, ikinci adımı attığı zaman da Allah(cc)'a ulaşırsın."

Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'dan şecere, Selman-ı Farisi (R.A.)'ye devr olunur. Selman-ı Farisi (R.A.)' da Kasım Bin Muhammed  (R.anh.)'e devreder. Ondan da Cafer-i Sadık (R.A.)'a aktarılır.

İmam Cafer-i Sadık (R.A.), ilk defa olarak, Hz. Ebubekir (R.anh.) ve Hz. Ali (K.V)'nin nispetlerini kendinde toplayan zattır. Ve aynı zamanda İmam-ı Azam'ın üstadıdır. İmam-ı Azam şöyle der: "Hayatımın son iki-üç senesinde İmam Cafer Sadık'la görüşebildim ve ben O'nunla görüşmeseydim Numan Helak Olurdu."

Gavs (K.S.)’ da öyle dedi: "Ben Şah-ı Hazne'nin yanına gitmezden önce alimdim ve de Seyyiddim. Fakat Şah-ı Hazne'nin yanına gitmeseydim imansız gideceğimden korkardım." Ve ilave eder; "Biz her geleni tarikata alıyoruz. Aslında her gelen tarikata alınmaz. Fakat, zaman o zaman değil. Zaman imanı kurtarma zamanı olmuş. Gelsin insanlar, olur ki kurtulurlar. Şah-ı Hazne'nin adını yayın. Velev ki, o adam tarikata girmese bile, olur ki o sohbeti dinlediği zaman kurtulur."

Seyda (K.S.) bu güzel sözleri teyid etmek bakımından şöyle der: "Bu devirde insan köyünde oturduğu zaman, İslamiyetin ne hale geldiğini pek göremiyor. İnsan şöyle bir dünyayı gezsin dolaşsın, baksın da İslamiyetin ne hale geldiğini görsün. Bu devirde bir insan da bin insanın gücü olsa, o insanın bu zulmet bataklığına batmaması imkânsız gibi bir şey olmuş, İnsan bu sadat'ın elini tuttuğu zaman belki kurtulur."

İmam Cafer-i (R.anh.)'dan tarikatı aliyyenin nispeti Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'ya devr olunur. Beyazıd-ı Bestami (K.S.), aslında üveysdir. Yani Ruhaniyetle terbiye olmuştur. Cafer-i Sadık (R.anh.)'ı dünya gözüyle görmemiştir.

Beyazıd-ı Bestami (K.S), bir gün yolda gidiyormuş, daracık yolmuş ve karşısında bir köpek geliyormuş. Tam Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'nın yanına geldiğinde, köpek silkinmiş. Beyazıd-ı Bestami (K.S.), eteklerini toplamış, üzerine pislik sıçramasın diye ve köpek dile gelmiş; "-Ya Beyazıd, benim üzerimden senin üzerine sıçrayan kiri bir tutam suyla temizleyebilirdin. Ya kendini benden üstün görmekle, gönlüne düşen kiri nasıl temizleyeceksin?"

Yine Beyazıd-ı Bestami (K.S.), bir gün yolda giderken çocukları oyun oynarken görüyör. Çamurla oynuyorlarmış, ufacık ufacık heykel gibi şeyler yapıyorlarmış. "Ne yapıyorsunuz" demiş çocuklara? Çocuklar da:

"-Ayşe anamızla, Peygamber Efendimizi (S.A.V.) evlendiriyoruz." demişler. Beyazıd-ı Bestami bunun üzerine celallenir:

"-Hadi sen de, öyle şey mi olur" demiş ve bastonuyla oyunu dağıtmış. Biraz sonra Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'ye şiddetli bir sıkıntı basmış, bu şiddetli sıkıntı sırasında Peygamber (S.A.V.)'le rabıtaya giriyor ve Peygamber (S.A.V.) diyor ki;

"-O çocukların derhal gönlünü al. Onların o oyunları, bize olan muhabbetlerinden dolayıdır. Çocukların o kadar şeyini de hoş gör." Biraz sonra, millet bakmış ki, Beyazıd-ı Bestami (K.S.), çocuklarla çamur oynamakta.

Peygamber (S.A.V.)'le bir zatın görüşmesine insan şaşmamalı. Bir insan tarikattaysa, önce bir mürşidi kamilin ne olduğunu, ne olması gerektiğini öğrenmeli. Gavs (K.S); "Bir mürşit, müridinin, kadın bile olsa günde en az yirmi beş kez kalbini yoklamıyorsa, o mürşidi kamil değildir. Gitsin, dağda eşkıyalık yapsın, milletin imanına boş yere girmesin. Bir mürşit, Peygamber (S.A.V.)'le günde en az yirmibeş kere görüşmüyorsa, o mürşit, mürşidi kamil değildir, boşuna milletin imanına girmesin" diye buyurmakta.

İmam-ı Rabbani şöyle der: Ne mutlu kendisine murat bir mürşit bulana". Yani, Allah(cc)'ın isteği, sevileni bulmak. Dikkat edin demiyor ki, ne mutlu muradı olana, "Ne mutlu murat bir mürşid bulabilene" diyor.

Seyda (K.S.)'nın dergahına gelen sofiler, gelende şu niyazda bulunurlar: "Allah(cc)'a hamd olsun ki bu devirde Allah(cc), öyle bir büyük nimet nasip etmiş. Biz bu nimeti, ele geçirmek için, acaba ne amel ettik, ne işledik de Allah(cc) bu nimeti verdi" Eskiden insanlar bir Mürşid-i Kamili aramaya başladıkları zaman dünyayı gezerlermiş, uzun seneler katederlermiş, en sonunda ancak mürşid bulurlarmış.

Beyazıd-ı Bestami (K.S.) ‘de bu Tarikat-ı Nakşibendiyye nispetini Ebul Hasan Harkani (K.S.)'ye devreder. O da zamanın Gavsıydı. O da üveysdi. Yani, o da Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'yi dünya gözüyle görmedi. Ruhaniyetinden terbiye olmuştur. Beyazıd-ı Bestami (K.S.) dünyayı değiştirdiğinde, zamanın Sultanı ve Padişahı, Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'ın mezarını ziyarete gitmiş. Orada Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'nın dervişlerinden biri varmış. Dervişe Padişah sormuş:

"-Sizin şeyhiniz, hayattayken ne derdi?"

Sofi cevap vermiş:

"-Bizim şeyhimiz derdi ki: Beni gören kurtuldu"

Padişah itiraz etmiş:

"-Hadi öyle şey mi olurmuş. Peygamber (S.A.V)'i de Ebu Cehil gördü, ama inanmadı ve kafir oldu. Şimdi O da mı Cennetlik? Öyle şey olmaz."

Derviş cevap vermiş:

"-Ebu Cehil Allah(cc)'ın Habibi, Peygamber (S.A.V.)'i peygamber olarak görmedi. O Abdullahın yetimi Muhammed 'i gördü."

Demek ki; bir insan da birisini veli olduğunu bilir ve ona inanırsa, o insan da veliden sayılır ve o yüzden derler ki: "Veliyi gören de velidir." Çünkü, bir veliyi görmek bir noktada iman nurunun kemalatına işarettir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !