16/3/2009

Salavat-ı Şerifeler ve Dualar


Salavat-ı Şerifeler ve Dualar

70 bin salavat kuvvetinde salavat

Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedin ve ala alihi adede kema-lillahi ve kema yeligu bikemalih. 

Tesiri 100 bin salavata denk salavat

Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedin innurizzatiyyi ves sirris sari fi sairil esmai ves sıfat.

120 bin salavat kuvvetinde salavat

Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi lima sebeka ven nasırıl hakki bil hakkı vel hadi ila sıratikel müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve eshabihi hakka kadrihi ve miktarihil aziym.

 700 bin salavat kuvvetinde salavat

Allahümme salli ala seyyidina muhammedin adede ma fi ilmillahi selaten daimeten bidevami mülkillah.

3 kere okunuldulduğunda 70 bin kere Delal-ü Hayrat’i okumaya denk salavat

Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi salaten te’dilü cemi’a salevati ehli mehabbetike ve sellim ala seyyidina muhammedin ve ala alihi selamen ya’dilü selamehüm.

Sabah ve akşam 3er defa okunduğunda günahların kirinden arındıran salavat

Allahümme inni eselüke bike en tasülliye ala seyyidina muhammedin ve ala sairil enbiyai vel murseliine ve ala alihim ve sahbihim ecmeıne ve en tağfira li ma meda ve tahfezani fiima begiye.

 Hz. Fatıma buyurmuş: Bir kimse bu salavatı bir kere okursa denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa bunun sevabını yazmakla bitiremez.

Allahümme salli ala men ruhuhu mihrabül ervahı vel melaiketi vel kevn. Allahümme salli ala men hüve imamül enbiyai vel murseliyn. Allahümme salli ala men hüve imamü ehlil cenneti ibadillahil mü’miniyn.

Peygamber efendimiz buyurmuş: Denizler mürekkep, ağaclar kalem ve bütün melekler katip olsalar ve kıyamete kadar yazsalar denizler biter, kalemler tükenir, bu salavatin sevabını tamam yazamazlar. Sabah ve aksam 3er defa okunulması tavsiye edilmektedir.

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin fiyl evveliyn vel ahiriyn ve fil meleil ala ila yevmiddiyn.

 Peygamber efendimiz buyurmuş: Bu salavatı okuyarak üzerime salavat getirene şefaatım vacib olur.

Allahümme salli ala muhammedin ve enzilhül münzelel mugarrabe minke yevmel kıya-meh.

Peygamber efendimiz buyurmuş: Bir kimse yatmadan önce bu salavatı açıktan 70 kere okursa, beni rüyasında görür.

Allahümme salli ala ruhi seyyidina muhammedin fil ervah. Allahümme salli ala cesedi seyyidina muhammedin fil ecsad. Allahümme salli ala gabri seyyidina muhammedin fil kubur. Allahümme ebliğ ruha seyyidina muhammedin minni tehıyyeten selaten ve selema.

 


40 gün sabah namazından sonra okuyanın istediği hayırlı bir iş gerçekleşir



Allahümme salli ala seyyidina muhammedin abdike ve rasulike ve haliylike ve habiibike salaten ergabiha merakiyel ihlasi ve enalü biha ğayetel ihtisası ve sellim tesliymen adede ma ahata bihi ilmüke ve ehsahü kitabüke küllema zekera kezzakirune ve ğafele an zikrihil ğafilun.

 Salavat-ı tefriciyye - günde en az 41 kere okunulduğunda hastalara şifa verir
Allahümme salli salaten kamileten ve sellim selamen tammen ala seyyidina muhammedi- nillezi tenhallü bihil ugadü ve tenfericü bihil kürabü ve tügda bihil havaicü ve tünalü bihirre ğaibü ve husnül havaatimi ve yüstesgal gamamü bi vechihil keriimi ve ala alihi ve sahbihi fii külli lemhatin venefesin bi adedi küllin ma’lümin lek.

Okuyana 70 bin melek bin sabah sevap yazar

Cezallahu anna muhammeden ma hüve ehlüh.

Salaten tüncina

Allahümme salli ala seyyidina Muhammediv ve ala ali seyyidina Muhammed. Salaten tüncina biha min cemiil ehvali vel afaat. Ve takdilena biha cemi’al hacat. Ve tutahhiruna biha min cemiis seyyiat. Ve terfeuna biha aledderacat. Ve tübelliğuna biha eksal’ğayat, min cemiylhayrati fil hayati ve badel memat. Hasbünallahi ve nimel vekil, Hasbünallahi ve nimel vekil, Hasbünallahü ve nimel vekil, nimel mevla ve nimen nasir.


LA iLAHE iLLALLAH




Peygamber efendimiz buyurmuş: Hayatı esnasında 70 bin defa La ilahe illahlah diyen her kimse Cennet ile müjdelenmistir. Her Hak yolcusu her gün 100 defa okuması lazımdır. Okuyan “La”yı 4 a kadar çeker ise (Laaaa) 4 bin günahı silinir.

Sabah namazının sünneti ile farzı arasında 3 defa okunur

Ya hayyu ya kayyumu ya bediassemavati vel ardı ya zelcelali vel ikram. Es elüke en tühyiye kalbi binuri marifetike ebeda. Ya Allahü ya Allahü ya Allah. Birahmetike ya erhamerrahimiyn.

Gece yatınca

Gece yatınca 33 kere Subhanallah, 33 kere Elhamdü lillah, 34 defa da Allahu ekber deyip, 3 kere Ihlas, 1 kere Ayetel-Kürsi ve 1 kere de Fatiha surelerinin okunulması tavsiye edilir.

Tesbih için

Vehüve aliyyül azimü zül celaaili Sübhanallah. Sübhanel kerimi daimenül Elhamdülillah. Rabbil alemiyne Teala şanühü Allahü ekber.
..

13/3/2009

Silsile-yi Şerife


 

1- Hz. Ebu Bekir (R.A)

2- Selman-ı Farisi (R.A)

3- Kasım bin Muhammed  (Rh. A)

4- Cafer-i Sadık (Rh. A)

5- Beyazıt-ı Bestami (K.S.)

6- Ebu Hasan Harkani (K.S.)

7- Ebu Ali Farmedi (K.S.)

8- Yusuf Hemedani (K.S.)

9- Abdülhalık el Gucdüvani (K.S.)

10- Arif er Revegari (K.S.)

11- Mahmud İnciri Fağnevi (K.S.)

12- Ali Rametani (K.S.)

13- Muhammed  Baba Semmasi (K.S.)

14- Seyyid Emir Külal (K.S.)

15- Şah-ı Nakşibend Muhammed  Bahaeddin (K.S.)

16- Alaaddin Attar (K.S.)

17- Yakup Çerhi (K.S.)

18- Ubeydullah Ahrar (K.S.)

19- Muhammed  Zahid Bedahşi (K.S.)

20- Derviş Muhammed  (K.S.)

21- Hacegi Emkeneki (K.S.)

22- Hace Muhammed  Bakebillah (K.S.)

23- İmam-ı Rabbani el Müceddidi Elfisani Şeyh Ahmedi Faruki Serhendi (K.S.)

24- Muhammed  Masum bin Ahmed Faruk (K.S.)

25- Şeyh Seyfüddin bin Muhammed  Masum (K.S.)

26- Şeyh Seyyid Nur Muhammed  Bedvani (K.S.)

27- Şeyh Şemsuddin Habibullah Mırza Canan el Mazhar (K.S.)

28- Şeyh Abdullah Behlevi (K.S.)

29- Mevlana Halid Bağdadi (K.S.)

30- Şeyh Seyyid el Nehri-i Hakkâri (K.S.)

31- Şeyh Seyyid Taha el Nehr-i Hakkâri (K.S.)

32- Seyyid Sıbgatullahi Arvasi (Gavsı Hizani) (K.S.)

33- Hz.Şeyh Abdurrahman-ı Taği (K.S.)

34- Şeyh Fethullah (K.S.)

35- Şeyh Muhammed  Ziyaeddin (K.S.)

36- Şeyh Ahmed'ül Haznevi (K.S.)

37- Şeyh Seyyid Abdülhakim el Hüseyni (Gavsi Bilvanisi (K.S.)

38- Şeyh Seyyid Muhammed  Raşit (K.S. Sultan-ül Buhari)

39- Şeyh Seyyid Abdulbaki (K.S.)






Bu yolun esaslarını Peygamber (S.A.V.) Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'a devreder. Bu tarikat-ı aliyenin ilk esasları mağaradayken verilmeye başlandı. Malum olduğu üzere, mağaradayken Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'ın ayağını yılan soktuğu zaman çok canı yandı, öyle ki; gözyaşları Resulullah (S.A.V.)'ın üzerine damlayınca,

Allah(cc) Resulu:

"-Ya Ebubekir niye böyle oluyor?" buyurunca,

Hz.Ebubekir Sıddık (R.anh.):

"-Ya Resulullah size malumdur, yılan bana: "Çek ayağını ordan" dedi ve sen niye benim deliğimin önünü kapatırsın, ben senelerdir bu anı bekliyordum." buyurunca,

Resulullah (S.A.V.), Ebubekir Sıddık (R.anh.)'ın canının yandığını bildiği için şöyle der:

"-Ya Ebubekir, gönlünü benim gönlüme bağla ve rahat ol." İşte bu söz, Rabıtanın esasıdır ve bu tarikatın da esası "RABITA" dır zaten. Yunus Emre de bu anlamda: "Bu Yol bir gönlün içine girmektir." diye tarif etmiştir. Yılan, bile Peygamber (S.A.V.)'i görmek için, senelerce beklemiş tahammül edemeyerek adeta dile gelerek, Sıddık-ı Ekber'i uyarmış.

Seyda (K.S.)'nın dediği gibi bu Tarikat-ı Nakşibendiyenin zikir ve amelleri nefsin üzerine basmak içindir. Amelleri ve ibadetleri yapan insan, bu tarikatta ne kazandığını bilmez. İnsanın kendisinden bile insanın kazandığı gizlidir. Bir evliyaullaha bir insan sorsa ki, "Allah(cc)'a ulaşan yol nasıl şeydir" O evliyaullahın vereceği cevap şu olur: "Allah(cc)'a ulaşan yol iki adımdan ibarettir. Birinci adım nefsin tepesine basmak, ikinci adımı attığı zaman da Allah(cc)'a ulaşırsın."

Hz. Ebubekir Sıddık (R.A.)'dan şecere, Selman-ı Farisi (R.A.)'ye devr olunur. Selman-ı Farisi (R.A.)' da Kasım Bin Muhammed  (R.anh.)'e devreder. Ondan da Cafer-i Sadık (R.A.)'a aktarılır.

İmam Cafer-i Sadık (R.A.), ilk defa olarak, Hz. Ebubekir (R.anh.) ve Hz. Ali (K.V)'nin nispetlerini kendinde toplayan zattır. Ve aynı zamanda İmam-ı Azam'ın üstadıdır. İmam-ı Azam şöyle der: "Hayatımın son iki-üç senesinde İmam Cafer Sadık'la görüşebildim ve ben O'nunla görüşmeseydim Numan Helak Olurdu."

Gavs (K.S.)’ da öyle dedi: "Ben Şah-ı Hazne'nin yanına gitmezden önce alimdim ve de Seyyiddim. Fakat Şah-ı Hazne'nin yanına gitmeseydim imansız gideceğimden korkardım." Ve ilave eder; "Biz her geleni tarikata alıyoruz. Aslında her gelen tarikata alınmaz. Fakat, zaman o zaman değil. Zaman imanı kurtarma zamanı olmuş. Gelsin insanlar, olur ki kurtulurlar. Şah-ı Hazne'nin adını yayın. Velev ki, o adam tarikata girmese bile, olur ki o sohbeti dinlediği zaman kurtulur."

Seyda (K.S.) bu güzel sözleri teyid etmek bakımından şöyle der: "Bu devirde insan köyünde oturduğu zaman, İslamiyetin ne hale geldiğini pek göremiyor. İnsan şöyle bir dünyayı gezsin dolaşsın, baksın da İslamiyetin ne hale geldiğini görsün. Bu devirde bir insan da bin insanın gücü olsa, o insanın bu zulmet bataklığına batmaması imkânsız gibi bir şey olmuş, İnsan bu sadat'ın elini tuttuğu zaman belki kurtulur."

İmam Cafer-i (R.anh.)'dan tarikatı aliyyenin nispeti Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'ya devr olunur. Beyazıd-ı Bestami (K.S.), aslında üveysdir. Yani Ruhaniyetle terbiye olmuştur. Cafer-i Sadık (R.anh.)'ı dünya gözüyle görmemiştir.

Beyazıd-ı Bestami (K.S), bir gün yolda gidiyormuş, daracık yolmuş ve karşısında bir köpek geliyormuş. Tam Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'nın yanına geldiğinde, köpek silkinmiş. Beyazıd-ı Bestami (K.S.), eteklerini toplamış, üzerine pislik sıçramasın diye ve köpek dile gelmiş; "-Ya Beyazıd, benim üzerimden senin üzerine sıçrayan kiri bir tutam suyla temizleyebilirdin. Ya kendini benden üstün görmekle, gönlüne düşen kiri nasıl temizleyeceksin?"

Yine Beyazıd-ı Bestami (K.S.), bir gün yolda giderken çocukları oyun oynarken görüyör. Çamurla oynuyorlarmış, ufacık ufacık heykel gibi şeyler yapıyorlarmış. "Ne yapıyorsunuz" demiş çocuklara? Çocuklar da:

"-Ayşe anamızla, Peygamber Efendimizi (S.A.V.) evlendiriyoruz." demişler. Beyazıd-ı Bestami bunun üzerine celallenir:

"-Hadi sen de, öyle şey mi olur" demiş ve bastonuyla oyunu dağıtmış. Biraz sonra Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'ye şiddetli bir sıkıntı basmış, bu şiddetli sıkıntı sırasında Peygamber (S.A.V.)'le rabıtaya giriyor ve Peygamber (S.A.V.) diyor ki;

"-O çocukların derhal gönlünü al. Onların o oyunları, bize olan muhabbetlerinden dolayıdır. Çocukların o kadar şeyini de hoş gör." Biraz sonra, millet bakmış ki, Beyazıd-ı Bestami (K.S.), çocuklarla çamur oynamakta.

Peygamber (S.A.V.)'le bir zatın görüşmesine insan şaşmamalı. Bir insan tarikattaysa, önce bir mürşidi kamilin ne olduğunu, ne olması gerektiğini öğrenmeli. Gavs (K.S); "Bir mürşit, müridinin, kadın bile olsa günde en az yirmi beş kez kalbini yoklamıyorsa, o mürşidi kamil değildir. Gitsin, dağda eşkıyalık yapsın, milletin imanına boş yere girmesin. Bir mürşit, Peygamber (S.A.V.)'le günde en az yirmibeş kere görüşmüyorsa, o mürşit, mürşidi kamil değildir, boşuna milletin imanına girmesin" diye buyurmakta.

İmam-ı Rabbani şöyle der: Ne mutlu kendisine murat bir mürşit bulana". Yani, Allah(cc)'ın isteği, sevileni bulmak. Dikkat edin demiyor ki, ne mutlu muradı olana, "Ne mutlu murat bir mürşid bulabilene" diyor.

Seyda (K.S.)'nın dergahına gelen sofiler, gelende şu niyazda bulunurlar: "Allah(cc)'a hamd olsun ki bu devirde Allah(cc), öyle bir büyük nimet nasip etmiş. Biz bu nimeti, ele geçirmek için, acaba ne amel ettik, ne işledik de Allah(cc) bu nimeti verdi" Eskiden insanlar bir Mürşid-i Kamili aramaya başladıkları zaman dünyayı gezerlermiş, uzun seneler katederlermiş, en sonunda ancak mürşid bulurlarmış.

Beyazıd-ı Bestami (K.S.) ‘de bu Tarikat-ı Nakşibendiyye nispetini Ebul Hasan Harkani (K.S.)'ye devreder. O da zamanın Gavsıydı. O da üveysdi. Yani, o da Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'yi dünya gözüyle görmedi. Ruhaniyetinden terbiye olmuştur. Beyazıd-ı Bestami (K.S.) dünyayı değiştirdiğinde, zamanın Sultanı ve Padişahı, Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'ın mezarını ziyarete gitmiş. Orada Beyazıd-ı Bestami (K.S.)'nın dervişlerinden biri varmış. Dervişe Padişah sormuş:

"-Sizin şeyhiniz, hayattayken ne derdi?"

Sofi cevap vermiş:

"-Bizim şeyhimiz derdi ki: Beni gören kurtuldu"

Padişah itiraz etmiş:

"-Hadi öyle şey mi olurmuş. Peygamber (S.A.V)'i de Ebu Cehil gördü, ama inanmadı ve kafir oldu. Şimdi O da mı Cennetlik? Öyle şey olmaz."

Derviş cevap vermiş:

"-Ebu Cehil Allah(cc)'ın Habibi, Peygamber (S.A.V.)'i peygamber olarak görmedi. O Abdullahın yetimi Muhammed 'i gördü."

Demek ki; bir insan da birisini veli olduğunu bilir ve ona inanırsa, o insan da veliden sayılır ve o yüzden derler ki: "Veliyi gören de velidir." Çünkü, bir veliyi görmek bir noktada iman nurunun kemalatına işarettir.

12/3/2009

sohbetler






 

De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin." (Al-i İmran; 31) Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün adetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini, kısaca tüm yaşamını O'na benzetmeye çalışmalıdır.
Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali'ye (kv), Hz. Peygamber (sav)'in bazı hallerini sormuş, Hz. Ali de şu şekilde anlatmıştır:
"Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allah 'a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı." Hz. Peygamber (sav)'in günlük olarak her zaman yaptığı gibi, sabah namazının farzından önce mutlaka iki rekat sünnet kılardı.



Sabah namazı



"Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden hayırlıdır." (Müslim, Tirmizi)
Hz. Peygamber (sav) bütün namazlarını huşu ve huzur içerisinde korku ve ümit arasında kılardı.
Mutarrıf (ra), babasından şöyle nakletmiştir:
-"Hz. Peygamber (sav)'i namaz kılarken gördüm, göğsünden değirmen sesi gibi inilti çıkıyordu." Başka bir rivayette ise; "Göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi ses çıkıyordu." (Ebu Davud, Nesai)
Hz. Peygamber (sav) ümmetine de, bu şekilde namaz kılmalarını emretmiştir. Nitekim Ammar bin Yasir'den (ra) rivayetle diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
-"Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır." (Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban)
Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:
-"Farz namazlar teraziye benzer. Eksiksiz yapan çok kazanır." (Taberani, İbn Hıbban)
Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerine, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)




Güneş doğuncaya kadar zikir


Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
-"Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah'ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa, ona makbul tam bir hac ve bir umre sevabı verilir." Enes (ra) der ki: "Tam bir hac ve umre sevabı" buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti. (Tîrmizi)
Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyaları tabir ederdi. Bazen sahabelere kendi rüyalarını anlatırdı.




Öğle namazı


"Hz. Peygamber (sav) daha sonra Öğle namazı için hazırlık yapardı. Öğle vakti girince camiye gider, öğle namazının farzından önce ve sonra kılınan müekked sünnetleri kılmayı ihmal etmezdi.
Efendimiz öğleden sonra istirahat ederlerdi…
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) öğle namazını kıldıktan sonra, bir miktar uyur, 'kaylule' yapardı. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar." (Müslim)
Kaylûle, öğle namazından sonra yapılan kısa istirahat ve uykuya verilen isimdir. Kaylûle yapan insan, bir sünneti ihya ettiği gibi aynı zamanda dinç olur, gece namazlarını, teheccüdü kılacak gücü kendine bulur. Fırsatı olan bu sünneti yerine getirirse iyi olur.




İkindi namazı


Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) kaylûle yaptıktan sonra İkindi namazına hazırlanırdı. İkindi vakti girince, farzından önceki sünnet namazı bazı zaman kılar, bazen de terk ederdi. Hz. Peygamber (sav) bu sünnet hakkında hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
-"Kim ikindinin farzından önce dört rek'at sünnet kılarsa, Allah-u Teala onun vücudunu cehenneme haram eder." (Taberani)
Hz. Peygamber (sav) ikindi namazını eda ettikten sonra, bir müddet oturduğu yerde kalır zikirle meşgul olurdu. Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: -"İkindi namazından güneş batıncaya kadar, Allah'ı zikreden bir cemaatle oturmayı, İsmailoğullarından her birinin bedeli onikibin dirhem olan, dört köle azat etmeye tercih ederim." (Ebu Davud, Ebu Ya'la, İbn-i Ebi'd-Dünya)



Eşlerine güzel davranırdı


Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Akşam namazına yakın saadet hanesine döner, eşlerinin her birinin yanına gider, azar azar oralarda kalır, hatırlarını sorardı.
Hz. Peygamber (sav) hanımlarına güzel ahlakla davranmış, ümmetine de güzel ahlakla davranmalarını emretmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
-"İmanı en mükemmel olan mü'min, huyu en güzel olandır. Sizin de en hayırlınız, ailesine daha iyi davrananızdır. " (Ebu Davud, Tirmizi)



Akşam namazı


Bundan sonra akşam namazının hazırlığını yapardı. Akşam ezanı okununca Akşam namazını kıldırır, daha sonra olan iki rekat nafile namaz (sünnet) kılardı. Hz. Peygamber (sav) akşam namazından sonra zikir ve nafile ibadetle (Evvabin Namazı) meşgul olur, böylece yatsı namazının vaktinin girmesini beklerdi.



Yatsı namazı


Yatsı namazının vakti girince, Yatsı namazının farzından önce, bazen nafile namaz (sünnet) kılar, bazen de kılmazdı.
Yatsı namazının farzından sonra ise iki rekat (müekket sünnet olan) nafile namazı kılmayı ihmal etmezdi. Bundan sonra yatar, gece kalkıp vitir namazını kılardı.
Nitekim Cabir'den rivayetle bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
-"Gece geç vakitlerde kalkmamaktan endişe eden kimse, vitir namazını yatmadan önce kılsın. Kim, gece geç vakitlerde kılmak isterse kılabilir. Zira gece kılınan namazda rahmet melekleri hazır bulunurlar, şahit olurlar ve daha faziletlidir." (Müslîm.Tirmizi)
 Bu hayati çalışma
 

 

 .

.................................................................................................................................................. 7
GAVSiMiN HASRETi

Biz seni seviyoruz sev bizi yarab

Merhamet etmessen halimiz harap

Biz beser kulunuz gÖsterme serap

Duamızı kabul et olmusuz harap



Sıkıntılı günlerde bas vurduk sana

DÖndük kıbleye durduk divana

Benim dilekcem yüce mevlama

Versende vermesende sükrümüz sana



Hasret kaldım seydama izin ver ana

Menzil çok uzak hakkın helal et bana

Bizler için dua et yüce rahmana

Kavusayım biran evvel gavsülazama



Gavsımın hasretinden yüreyim yanar

Sanki ciyerimde yara var kanar

Menzilin çorbasnı sufiler sunar

Corbasını içmedimi bu gÖnül bunar



Anam dua etti geliyom baba

çayırlıdan selamlar getirdimsana

Sufiler hasret kalmıs baba sultana

Gelin kurban gidelim menzile yana



Aþını ekmeyini yiyip içelim

KÖümüz menzile gidip gÖrelim

Markadına gidip dua edelim

Gider ondan sonra derdim kederim



Elini tutup gavsımın tÖvbe edelim

Sekiz sartı dinleyip banyo gÖrelim

Kogusa giderken sükür yarab diyelim

Misafiriz bugün sufiler sefa sürelim



Sabah namazında açılır güller

Uzaklardan gelipte yanan gÖnüller

Gavsım geldiðinde Öter bülbüller

Sufi olan abiler kerameti gÖrürler






12/3/2009

HALLERLE İLGİLİ BAZI AÇIKLAMALAR

BİR dünya... Yemyeşil ormanlarla kaplı. Tertemiz sularla çevrili. Caddelerinde gülümseyen, yarınından endişesi olmayan insanların koşuşturduğu, birbirlerine sevecen ve nazikçe davrandığı bir dünya.

Tahammüllü, anlayışlı, kızmayan, kırmayan, affeden insanlarla dolu bir dünya. Kaşlarını çatmayan, alnını buruşturmayan, kendinden emin ve çevresinden ürkmeyen insanların yaşadığı bir dünya. Kırılmayan ve ama kırmayan bir dünya.

Kalpler temiz, yüzler temiz, vicdanlar temiz, eller temiz, ayaklar temiz, diller temiz, gözler temiz, ruhlar temiz, cepler temiz, kazançlar temiz, harcamalar temiz, sözler temiz, tenkitler temiz, sokaklar, caddeler, evler, arabalar velhasıl görünen görünmeyen her yer temiz... Özlem bu ya... Arzular suç olmaz ya!..

* * *

Dinlerin amacı, hele en son ve en mükemmel din olan İslam'ın amacı böyle bir dünya. Savaşa harcanan paraların fakire, yoksula, ilaca harcandığı bir dünya. Üniversitelerin ve laboratuvarların, bilimsel merkezlerin; insanın sağlığı, esenliği, huzuru, refahı, geleceği, mutluluğu, insanca yaşaması, dünyayı doğru kullanması için proje ürettiği bir dünya.

Kendini, ama her şeyden önce Rabb'ini unutmayan insanların yaşadığı bir dünya. "Nefsini (kendini) bilen Rabb'ini bilir" prensibinden, mefhumu muhalifine (zıttan bakışına) olan "Rabb'ini bilen kendini bilir" noktasına varan müthiş bir şuurlanma serüvenini yaşayan insanların zemininde dolaştığı, doluştuğu bir dünya.

Sabah bu niyetle caddeye çıktım. Böyle bir dünya görmek için. Gördüğüm insanlara tebessüm ettim. "Tebessüm de ibadettir, sadakadır" diyen Peygamberimin bir sözünü yaşayayım bari bu sabah diyerek. Hayal dünyamda da arzu ettiğim dünyamı görebilmek için bir an duraksadım.

Bir araba aniden sokağa fırlayan köpeğe çarptı. Köpek acıyla kenara savruldu. Ayaklarını karnına bastırıyordu. Acıyla havlıyordu. Aslında derdini anlatıyordu kendince bize. Belli ki ayakları incinmişti. Sürücü hemen durdu. Arabadan indi. Etraftaki esnaf da dükkánlarından fırladılar. Hatta müşterileri bile kasada bırakarak.

Herkes yaralı köpek için bir şeyler yapmak istiyordu. Nihayet kucaklayıp arabaya koydular. Muhtemelen veterinere götüreceklerdi. Umutla gülümsedim. Umutlandım. Ama birdenbire bulutlar içinde bütün görüntüler kayboldu gitti. Hayalmiş meğer!

* * *

Donduran soğukta, geçen yıla ait dergileri caddeye sermiş, satmaya çalışan bir yavru. Çocuk. Henüz çocuk. Harçlık yapacak belki de satabilirse dergilerini. Belediyenin zabıtaları yanına yanaştılar. Çocuk bir an ürktü, korktu, geri çekildi. Zabıta tezgáha el koyar ya! Ama hayır, öyle olmadı.

Çocuğun başını okşadılar. Hayırdır, niye satıyorsun dediler. Çocuk, "Hasta ablama ilaç almak için" dedi. Burkuldular. Sarsıldılar. Gel bakalım çocuk, biz sana ilaçları alırız dediler. Hemen bitişikteki eczaneye girdiler. Sevindim. İnsanlık ölmemiş dedim. Bir an bulutlar arasında kayboldular. Çocuk da, zabıtalar da eczane de... Hayalmiş meğer!

Gecenin ilerleyen saatleri. Kaldırım kenarında titreye titreye müşteri bekleyen kadınlar. Sadece kadınlar değil. Transseksüel, homoseksüel ve daha çok farklı olanlar. Düşmüş veya düşürülmüş olanlar. Acıyla kıvranırken birbiri ardınca duran arabalar gözüme çarpıyor. Pazarlık yapacaklar sanıyorum. Hayır, yanılıyorum.

Arabadan çıkanlar, bu donduran soğukta duranlara yaklaşıyorlar. Konuşuyorlar onlarla. Cümleleri hep aynı. "Acaba sizin için ne yapabiliriz, sizi kurtarmak için bir şey yapabilir miyiz?" Hatta birinden göz yaşartan bir tavır. Cebinden bir demet para çıkarıyor. Karşısında korkulu gözlerle bakan kadına uzatıyor.

"Belli ki, istemeyerek buradasın. Al bu parayı, sen de kardeşimiz gibisin. Bari birkaç gün uzak dur. Bari birkaç gün. Yapabildiğim bu kadar. Ne yapayım ki" diyor duygulu gözlerle uzaklaşırken. Başım önümde arabamın camını kapatırken bulutlar arasında o arabalar ve adamlar kayboluyor. Hepsi bir bir yoğun bir sisin içinde kayboluyorlar. Kadınlar hálá o kaldırımdalar, ama gerisi hayalmiş meğer.

* * *

İyice bunalmışken Mevláná'nın "Divan-ı Kebir"inden bir sözü bizi derin hayal dünyasından çekip çıkarıyor.

"Başımı koyduğum her yerde, / altı yönde ve ötesinde ibadet edilen O'dur. /

Bağ, bahçe, gül, bülbül, sema, sevgili hep / birer bahanedir. / Maksud olan hep O'dur."


www.sevdasinayandim.blogcu.com
www.semerkandtv15.blogcu.com
www.CAPGULSEHIRMAX.piczo.com





Web'te Türkçe

<>
Blogcu ile yapıldı